BOSNA HERSEK Yol Hikayeleri

BİR KÜÇÜK MOSTAR MESELESİ

11 Mart 2002’de lise hazırlığa giderken ayağım burkulmuştu, efendim zedelenmiş ama kırıktan beter dediler. 21 gün sonra alçıyı açınca morarıp yeşermiş (meşermiş mi desek?) ayağıma bir müddet bakamadım, ayak bileğime bir müddet (yaklaşık 15 sene) dokunamadım. Her soğukta sızım sızım sızlayarak kendini hatırlatan bileğim geçtiğimiz 9 Martta son şakasını yaptı ama güldürmedi! Saraybosna biletim alınmış. Bu kız oraya gidecek! Topallaya topallaya başladığım bu seyahatte bereket versin ki ayağım düzelmeye başladı ama tam değil. Akılsız başın cezasını çekmek istemeyen bir ayak! Ve inadına yolları karıştıran yanlış yerlere giden bir Ninü.. Neyse efendim vardık Saraybosna’ya. Saat oldu 2. Mostar’a gidene kadar olacak 6. Neyse dedim bugün Saraybosna’yı bitireyim. Yarın sabahtan Mostar’a gidiveririm.
Herkes diyor ki trenle git. İyi diyorsun güzel kardeşim de tren 07.15 te var sadece, uyanması, giyinmesi, makyajı, yürümesi, tramvayı, yine yürümesi derken nasıl yetişecek bu Ninücan. Kurdum saati 06.00 ya. Ya tutarsa dedim. Tutarsa benimdir tutmazsa zaten hiç benim olmamıştır dedim. Düştüm yollara.. Başçarşı’nın oradan nehir kenarına bi çıktım benim 3 numaralı tramvay. Türkiye’deki gibi şoföre (vatman mı demeliydim?) el kol ettim “ağbi gözünün çapağını yiyem al beni” bakışı attım. İlerideki durağı gösterdi. KOŞ NİNÜ KOŞ! Sakat ayağınla koş bakalım! Neyse yetiştim. Sürücüye soruyorum ABD Büyükelçiliği’nden geçer mi diye. Anlamıyor. Kardeşim Amerika işte da, her dilde Amerika, önünden geçiyorsun. Heeeeeee balsamicooooooooooo triplerine girmeye ne gerek var, sen de biraz çaba göstersene! Neyse, Çinli bir arkadaş imdadıma yetişiyor, evet evet geçiyor oradan diyor. Bir sonraki durakta bizim uçakta gördüğüm 3’lü Türk kız grubu şoföre aynısını soruyor. Bizimki anlamamaya yemin içmiş. Ben hemen müdahale ediyorum. Tam tren istasyonundan değil de yakınından geçiyor, 10 dk yürüme mesafesindeymiş buna binebilirsiniz diyorum. 3’ün 1 tanesi konseye soruyor, bunlar binmiyorlar. SİZ VAR BANA GÜVENMEMEK? BEN VAR BUNA ÇOK KIRILMAK! Neyse, içimden ağza alınmayacak hakaretler ediyorum -böylelikle ağza almamış olmam ne tatlı bi tesadüf- Çinli’nin izinden gidip dediği durakta iniyorum. Ben Çinli’ye inanıyorum da siz bana neden inanmıyorsunuz zalımlar! Yalnız bir sorunumuz var, tren saatine 15 dk kaldı! Çinli’den kopup koşmaya başlıyorum. KOŞ NİNÜ KOŞ AGAIN! Ne çektin be ayacığım! Bilet ofisine varıyorum. Sinir bozucu bir kuyruk. Kuyruk ama bitmeyen bi kuyruk. Önünde durduğum bankodaki abi kadar eli yavaş, beceriksiz ve laftan anlamayan birini daha görmedim. Yeni mi işe başladı, rehabilitasyon için mi oraya koydular bilemiyorum ama zaten geç kalmışım ağırdan alınca hepten delleniyorum. Bilgisayara bişeyler yazıyor, makbuzdaki kodu bi deftere yazıyor, oradan alıyor bi kağıda yazıyor, kaşe basıyor, bi daha ekrana bakıyor, bi daha numaralar yazıyor. Hadi bu işlem böyle diyelim. Bardağı taşıran son damla bana para üstü vermeye çalışırken 20 KM’den 11.90 KM alıp da para üstü olarak 8.10 KM’i veremeyişi oluyor. Yanındaki abla söylüyor kaç tane 2’lik kaç tane 1’lik kaç tane 0,1’lik vereceğini.. Kafamı vurmak için bir duvar bulamayışım sevindirici bir haber! Abla bana gülüyor. Korkma yetişirsin 5 dakikan daha var diyor. Sen etme bari abla! Sahip olduğun matematik bilgin hatrına sana kızmıyorum! Ve yine KOŞ NİNÜ KOŞ! Peron 2’ye yöneliyorum. Tren kalkmak üzere! İçeri geçip herhangi bir yere yerleşiyorum. 2 dk içinde tren kalkıyor! Orama da adrenalin burama da son dakika golü! Neyseki tren güzel, tren konforlu, tren manzaralı, tren yerel müzikli, tren wi-fi lı, tren prizli! BU TREN BİR HARİKA DOSTUM! Yer yer uyuyup, yer yer çerez ve kurabiye yiyip yer yer manzaranın tadını çıkararak geçiyor yol. Mostar duyurusu yapılıyor ve iniyoruz trenden. Bi saniye! 3’lü kız grubu da burada, nasıl yetişti bunlar trene? BANANE! NE HALLERİ VARSA GÖRSÜNMÜŞLERDİ! Millet kaz gibi sağa sola bakınıp nereden çıkıcaz diye düşünürken ben pratik zekam ve üstün İngilizce kabiliyetimle EXIT i gözüme kestiriyorum (!).  Ben yürüyünce bu kız biliyo yolu diyerekten peşime takılıyolar. Araştırmalarımın bana verdiği bilgiye dayanarak gardan çıkar çıkmaz otobüs terminaline yöneliyorum dönüş biletimi almak için. Yine ne tarafa gideceğini tam olarak bilemeyen 3’lü kız grubu ben geçerken “şu kız şu tarafa gidiyor” falan diyor. ŞU KIZ SENİN BABANDIR! Ben otobüs bileti almak için bankoya geliyorum, kafamı bi çeviriyorum bunlar dibimdeler! Bi tanesi soruyor “Nasıl gittiniz, çok yürüdünüz mü?” Burnuma 45°lik bi açı verip kafamı tam çevirmeden “Yooo” diyorum “gayet de az yürüdüm, siz beni dinlemediniz ama” diyorum. Sankim ona sevgilim de sitem ediyorum. Ey Ninü! SANANE! NE HALLERİ VARSA GÖRSÜNMÜŞLERDİ İŞTE! Kız bozuluyor, “sonuçta biz de yetiştik işte” diyor. Biletimi alıp arkama bile bakmadan navigasyonumun gösterdiği yere doğru yürüyorum. Öyle hızlı yürüyorum ki ben oradan gidiyorum diye peşime takılmasınlar yine. Kızım hem bana inanmıyosunuz hem de peşimden ayrılmıyorsunuz! Ben böyle içimden saydırırken bi baktım rotadan epey uzaklaşmışım. 25 dklık yol oldu mu bana 45 dk! Akılsız ve fevri ve 100 turbo gücünde ALINGAN  başımın cezasını çeken zavallı ayaklarım! Sızım sızım sızlıyor.. Neyse bir şekilde köprüye varıyorum ama güneş de tam tepede.. Fotolar güzel çıkmıyor ki.. Buraya kadar gelmişiz, çekmeden çekinmeden olmaz! Hem ışıktan bana öyle geliyodur, otele gidip gölgede inceleyince güzel oluyodur diyerekten çekiyorum. Yalnız bir sorunumuz var! Beni kim çekecek! Her yer Asyalı turistlerle dolu. Ne ara keşfettiniz burayı, ne ara sızdınız Balkanlara? Mostar’ı bi salmıyolar ki çekeyim yaaa! Onlara asla demem beni çek diye, çünkü beceremiyorlar! Şöyle bi bakınıyorum etrafıma. Tatlı bi çift var. Nasıl romantikler, nasıl aşk böcüğüler, bi de tontikler ki ısırmalık  Romantizmi bölmek olmaz ama bi Ninü de fotoğrafsız olmaz. Utana sıkıla rica ediyorum, kırmıyorlar. Ben pozisyonumu alıyorum 2 foto çekiyorlar ki 2 tane Türk kadın aralarında çok çirkin söylenmeye başlıyor. Orayı kitledi dee biz de çekecez de, kaç saat oldu da.. Size yemin ediyorum 1 dakika ya oldu ya olmadı. Asla uzun süre orada durmadım. Daha yeni geçmiştim. Ben bi kızarsın bunlara bi bağırırsın. SİZ NE DİYORSUNUZ DEDİM, 10 DK OLMASI İMKANSIZ 1 DK BİLE OLMADI DEDİM. Bana diyor ki çık ordan biz de çekinicez. Ben hayatımda kimseye bu kadar bağırdığımı hatırlamıyorum. Bir yandan o tatlı çift fotoğraflarımı çekiyor diğer yandan saydırıyorum. Hadsizlere haddini bildirince susuyorlar. Yazıklar olsun ya! Şu seyahatimde kendi ülkemin vatandaşları hep sorun çıkarırken diğerleri bana yardımcı olmak için seferber oluyor. Ben ülkesini ve insanlarını seven biriyim, kötüden emsal olmaz bunun da farkındayım ama bir insanın da sabrı bu kadar zorlanmaz ki.. Neyse ki hala iyi insanlar var ve nezaket kurallarına hakimler. Tatlı çiftler bir sürü fotoğrafımı çekiyor, benim de Mostar Köprüsü ile fotoğraflarım oluyor. Gelgelelim zamanım doluyor. 15.00 e almışım otobüs biletini. Ay bi de pahalı ki sormayın! Tren 12 KM iken haspam otobüs 21 KM! Ciğerimden gelen yanık kokusu oraya ulaştı mı? Aman diyorum, 1 saat kala yola çıkayım de ne olur ne olmaz! ÇÜNKÜ NEDEN ÇÜNKÜ BEN ÇOK GARANTİCİ BİRİYİMDİRİMDİR! BUNA EMİN MİYİM DİRİM? DEĞİLİM. Çünkü 1 saat evvel yola çıkmama rağmen bu sefer de yanlış otobüs terminaline gitmiyim mi! Saat tam olarak 14.52 ve ben şehrin diğer otobüs terminalindeyim navigasyonun kurbanı olarak. Karttaki numarayı arıyorum açan yok. Bi playstationcının önünde delikanlılar var Bağcılar gençlik tadında, paniğimi görünce “NE OLDU BACIM” diyorlar Boşnakça. Diyorum öbür terminal kaç dakika buradan? “OHOOOOO” diyor Boşnakça. Cem Yılmaz filmi gibi yabancı insanlar da Türkçe konuşuyormuşcasına anlıyorum her şeyi.. Ama anlayamıyorum bu ayağımın talihsizliğini. Aksilik bu ya, yanımda sadece 14 KM kalmış, döviz bürosu bulamamışım. Şarjım %3, internetim son 100 KB  uyarısı vermiş.. Çocuğa diyorum taksi çağırabilir miyiz? Arıyor, çağırıyor, şuraya gelecek diyor. Oraya da KOŞ NİNÜ KOŞ! Çocuğa soruyorum kaç KM ye götürür 3 KM falan diyor. Atlıyorum taksiye, “Çabuk öndeki arabayı takip et!” diyorum. Yo yo pardon öyle demiyorum. “ÇAL KEKE ÇAL!”  diyorum. Yo yo öyle de demiyorum. Aaayh ben ne dediğimi biliyor muyum ayol heyecandan? Beni diyorum hemen diyorum tren istasyonunun oradaki otobüs istasyonuna götürür müsün diyorum. “Paranı da hemen ödeyeyim bi panikle inicem çünkü.” 3 KM ye bağlıyorum olayı, acele halinde bile pazarlığımdan ödün vermiyorum. Taksici beni terminale bırakıyor. 2 numaralı perona KOŞ NİNÜ KOŞ! Saat 15.01. otobüse atletizim kraliçesi olarak biniyorum. Elvan Abeylegese (Nasıl yazıldığını hatırlamıyorum, okunuşu ile idare edin 🙂 ) böyle koşmadı be! 15.02’de kalkıyoruz. Ve ben basıyorum kahkahayı.. Bir insan hem bu kadar talihsiz hem de bu kadar talihli olabilir mi? Bilmem sağ ayak bileğim benimle aynı fikirde mi ama bu mecara pek bi hoşuma gidiyor. Artık Mostar ile ilgili asla unutamayacağım anılarım var! Artık Mostar ile yemiş içmişliğimiz, kavga etmişliğimiz var. HUKUKUMUZ VAR Bİ KERE.. Büyütmeye kalksan büyür ama yolda olan yolda kalır, hoşgörü ile küçültülmüş bir meselemiz var! BİR KÜÇÜK MOSTAR MESELESİ! Mesele seyahat tutkusu meselesi.. İsteyince ne de güzel oluyor bazı şeyler. Vazgeçmeyince nasıl da muazzam sonuçlar doğuruyor.. Tramvayı da, treni de, otobüsü de kaçırabilirdim. Bu dünyanın sonu da olmazdı ama… Ne bileyim işte böyle ucu ucuna yetişince daha bi tatlı oluyor sanki..

1.8 KM’ye tramvay bileti.. 3 numaralı tramvay.

Tren bileti 12 KM

3-‘lü kız grubunu gördüğüm yer..

Trenden Bosna manzaraları..

Tren garından çıkınca böyle güzel manzaralı yollardan yürüyorsunuz.

Bazen sadece yüzmek istersin.. Bu tabeladan sonra kayış koptu bende..

Mostar tam bir sokak sanatı cenneti..

Haksızlığın, savaşın, yokluğun olduğu yerde sanat galerilerden sokaklara iniyor..

Delik deşik duvarların üzerinde sanat.. Sanat fikrin güzel ifade şekli..

Yeni yollarda, yeni hikayelerde görüşmek üzere..
Kalın sağlıcakla, afiyetle..
Eyvallah..
Nilgün KARAKAŞ

Belki bunlarla da ilgilenebilirsiniz

Yorum yok!

    Yorum Bırakın