HOLLANDA Yeme-İçme Rehberi

AMSTERDAM YEME İÇME REHBERİ: GİDİLMEYE DEĞER 15 MEKAN ÖNERİSİ

Amsterdam mekanları önerilerimize başlamadan evvel biraz güncel durum analizi yapalım.. Pandemi seyahat etme özgürlüğümüzü elimizden aldıktan sonra hayatımızda pek çok şey değişti. En büyük önceliğim seyahat etmek iken bir anda kendimi “Hangi maske daha koruyucu.” diye araştırırken ve şampuanı hangi marketten daha ucuza alırım diye kaygılanırken buldum. O zor günlerde ise hep geçmişi, eski seyahatlerimi düşündüm. Daha evvelinde yeni yerleri görmek, keşfetmek için heyecanlanırken bu süreçte hep eskiden gittiğim yerleri özledim, oraları bir daha dünya gözüyle görememe korkusuyla yaşadım. Ve bu durum beni fırsatını bulduğumda daha evvelden ziyaret ettiğim ülkelere yönlendirdi. Bulabildiğim ilk aralıkta kalbimin sahibi Tiflis‘e kaçtım. Efsane bir 5 gün geçirip 2 tane de nurtopu gibi yazı hazırladım. Tiflis Yeme İçme Rehberi şuracıkta dursun sevgili okur, belki onu da okursun 🙂 Sonra bir aralık bulup Sofya‘ya gittim, özlediğim restoranlarda yemek yedim, hasret giderdim. Gelelim Amsterdam mevzuuna..

Amsterdam‘a ilk seyahatimi Mayıs 2016’da yapmıştım ve Amsterdam‘a hayran kalmıştım. Mutlaka yeniden geleceğim demiştim. Sonra yeni seyahat ediyor olmanın maymun iştahıyla dümeni hep yeni rotalara kırdım, Amsterdam‘ı da kalbimin en derin köşesinde saklamaya devam ettim. Ha bugündür ha yarın derken bir de baktım ki bu işler git gide zorlaşıyor; canım cicim Amsterdam‘a yeniden gitmek için aksiyon aldım. Ta daaaaaa! İşte geldim yine burdayım! Ben, Ninünüz, sizi önerisiz bırakır mıyım? Yalnız peşin peşin söyleyeyim, işaretlediğim her mekana gidemedim. Hem sadece Amsterdam‘da takılmadığım için hem de şu malum Euro kurlarından ötürü. Ekim 2021 de 1 Euro 10 TL civarıydı, şu an (Aralık 2021) 15 TL oldu. Yazıyı bitiremeden 20 TL’nin üzerine çıktı sonra biraz düştü ama ben yetişemiyorum artık şocuklar 🙂 Demek ki şu gün gitsem sadece Dam Meydanı‘ndaki Simit Sarayı’ndan simit kemirir sonra da ben bi simide şo kadar para mı verdim diye efkarlanıp KÜT DİYE DÜŞÜP BAYILIRDIM zannımca 🙂 Aman neyse Dear Ali Rıza Beyler! Nasılsa tadımız kaçmış, her rengi boyamışız nasılsa, bi fıstık yeşilimiz kalmış; bırakınız onu da ben süreyim cila niyetine 🙂 Hadi şimdiden afiyetto, şekkerro 😉

Gelenek bu ya, adreslere konum linki bıraktım, oradan rahatlıkla ulaşıp kaydedebilirsiniz. Amsterdam mekanları karşınızda!

AMSTERDAM YEME İÇME MEKAN REHBERİ

AMSTERDAM MEKANLARI

KAHVALTI

Önce sizinle anlaşalım. Hollanda’da yaygın bir kahvaltı kültürü yok. Kahvaltı genellikle kahve ile pas geçilen bir öğün, hatta öyle bir öğün bile yok 🙂 Seçtiğiniz otelde kahvaltı dahilse çok da göbek atmayın zira en fazla görüp göreceğiniz iki dilim gouda, jambon, ekmek, tereyağ ve reçeldir 🙂 Genelde ekmeğe yağ ve reçel sürüp üstüne de sprinkle denilen minik şekerlememsi şeyler var ya -hani biz çocukken annelerimizin ıslak kek üzerine döktüğü pasta süsleri 🙂 –  onlardan döküyorlar. Yanına da bir fincan kahve, bitti gitti 🙂 Bi ihtimal meyve ve meyveli yoğurt ile portakal suyu da olabilir. Kahvaltıda portakal suyu adı altındaki fuzuli şeker yüklemesine hiçbir zaman mana verememişimdir zaten 🙂 Neyse, ben önerilerime geçeyim artık 🙂 Amsterdam mekanları beklemez 🙂

1-De Carrousel Pannenkoeken Amsterdam (Pannenkoeken (bir çeşit krep) ve poffertjes ye!)

Bazı mekanlara gidiyoruz, MEH deyip geçiyoruz. Bazı mekanları da öve öve bitiremiyoruz. Bu mekan var ya bu mekan, tüm övgüleri hak eden bir mekan. Az kalsın ruhumu teslim ediyordum mutluluktan! O nasıl bir lezzetli olmaktır öyle, utanır insan! Sevgili Begüm’ün önerisiyle gittim mekana. Tam Vijzelgracht Metro istasyonunun karşısında, park gibi bir yerin ortasında, yuvarlak bir mekan 🙂 Evet evet yanlış duymadınız, yuvarlak! Gidene kadar krep ve poffertjeslerinin nefis olduğunu biliyordum ama içinde bir atlı karıncanın olduğunu bilmiyordum. Çünkü ben Carrousel’i AVM ismi sanıyordum, atlı karınca demek olduğunu bilmiyordum 🙂 Gördüğünüz gibi güzel olduğu kadar öğretici de bir mekan burası 🙂 Mekanın kapısına dayandım, talep çok, yer yok. Masalar kapanın elinde kalıyor efendim. Öyle sıra mıra da yok, atik olan oturuyor. Şöyle ortalığı kolaçan ettim, 2 turist kızı gözüme kestirdim. Kızlara sordum oturabilir miyim diye, kabul ettiler. Sonra garsonlara gittim dedim ki böyleyken böyle dedim 🙂 O ona sordu, o ona sordu derken adam gitti geldi dedi ki, olur ama hesabınızı siparişiniz gelir gelmez almam gerekecek. Al güzel kardeşim, gelmişken canımı da al, yuro uçtu gitti çünkü, benim param da yetmez şimdi 🙂

Amsterdam Mekanları – De Carrousel Pannenkoeken – Poffertjes

Masasına oturduğum kızlar tatlı çıktı. Menüyü aldım elime; bir yanda krep diyebileceğim ama krep olmayan tatlı&tuzlu Pannenkoeken çeşitleri, diğer yanda “GEL BENİ YE, ÜZERİME BAL DÖK, PUDRA ŞEKERİ DÖK BENİ YE!” diye haykıran poffertjes! Eminim fazla gelecek ama Ninü buraya kim bilir bir daha ne zaman gelecek! Yine yalnız seyahat etmenin bir handikapı ile karşı karşıyayız. Değişik şeyler tadabilmek için birden fazla sipariş vermek, hem bitirememek hem de fazla para vermek. Neyse, canım sağolsun dedim; HADİ BEN YUMULANZEY! 

Pannenkoeken

Pannenkoeken denilen, pankek mi krep mi olduğuna tam emin olamadığımız, adını kolay telaffuz edemediğimiz için kınım kınım kıvrandığımız bu lezzet hem tatlı hem de tuzlu olarak servis ediliyor. Ben nasılsa ayrıca poffertjes yiyeceğim için bari bunu tuzlu seçeyim dedim. Peynirli ve mantarlı olanı seçtim. En büyük servis tabağını dolduran boyutu ile önce gözü doyuruyor. Çok ama çok lezzetliydi. Poffertjesi de nutella eklentili seçtim. Üzerinde tereyağ ve pudra şekeri ile geldi. Ama olay özel şuruplarında bitiyor. Her masada pudra şekeri ve Van Gilse marka “schenkstroop” şurubu bulunuyor, arzunuza göre ilave edebiliyorsunuz. Bu poffertjes denilen zıkkımı Kadıköy’de bir yerde yemiştim. Çok bir numarası yok gibi gelmişti. Aman Allahım! Ağza bir atıyorsun, LEZZETLER PATLAMASI! Abartmıyorum. Son bir yıldır yediğim en lezzetli şey olabilir. Her lokmada söylenip durdum, be ne güzellik, nasıl yani, bu kadar da lezzetli olunamaz, dava açacağım gibisine 🙂 Sıcak hamur tereyağı içine çekiyor, şurup ve pudra şekeriyle buluşunca… Ben yitirdim aklımı. Beni yatırın Bakırköy’e, don fanila getirirsiniz artık 🙂

Biraz da mekanın iç yapısından bahsedelim. Giriş kısmında yuvarlak bir yapısı olduğunu söylemiştim. Parkın içindeki dandik çay bahçeleri gibi duruyordu. İçeriye bir girdim ortada adeta atlı karınca var! Şıkır şıkır valla. Orta kısımda biraz daha büyük masalar, etrafında 4 kişilik ve iki kişilik masalar mevcut. Arka tarafta da pankeklerin yapıldığı kısım var, siz de yapımını seyredebiliyorsunuz. Özellikle çocuklu aileler bayılacaktır.

  • Pankekler 7,5 – 10 Euro
  • Poffertjes 6,5 – 12,5 Euro aralığında
  • Americano 2,60 – 4,40 Euro , cappuccino 2,90 – 4,90 Euro

Sadede gelecek olursak; ben mekanı beğendim, bana bir lezzet şöleni yaşattı, karnım da tıka basa doydu. Aklınızın bir köşesine değilse de adını kalbinize yazın, en münasip yer orasıdır 🙂 Gidince bir fıs da benim için şurup dökün, hadi afiyet olsun 🙂

Websitesinden tüm menüyü inceleyebilirsiniz.

ADRES: H.M. van Randwijkplantsoen 1, 1017 ZW Amsterdam, Hollanda

2-The Avocado Show (Her şeyin avokadolu olduğu artistik mekan)

Yine popüler kültürün kölesi olduk, yine instagramın tuzağına düştük 🙂 Şu mekan o kadar popüler ki! Seneler evvel kaydedip bir instagram paylaşımımda bir sonraki ziyaretimde muhakkak gideceğim yazmışım. Muhakkak gittim, ne oldu? Vallahi başım göğe ermedi. Hem “AC” kaldım hem paramdan oldum 🙂 Mekanın Keizergracht şubesine gidip kapıya dayandım. Rezervasyonsuz zaten içeri adım atamazsınız. Kapıdaki görevli ismimi ve telefon numaramı aldı, SMS yolladı sıraya alındığıma dair. Size sıra yaklaşınca bilgi mesajı gelecek dedi. Önümde de çekingen bir kız vardı, dikkatimi çekti. Neyse ben kendimi o arada yollara vurdum, gittim Jamin’den dev marshmallow aldım, gezindim, SMS geldi: The Avocado Show’dan bekleniyorsunuz! Geliyorum cicim! Baktım benim kız orda. Dedim ki sen yalnız ben yalnız, gel biz aynı masaya oturalım. Tek kişi iki ayrı masayı kitlememiş oluruz hem. Kız sevindi, kabul etti; sanırım onun da canına minnetti 🙂

Amsterdam Mekanları – The Avocado Show

Beklenen an geldi, masamıza yerleştik. Siparişimizi verdik. Menüden “French Florentine” seçtim, seçmez olaydım 🙂 Çok zayıf bir tabaktı. Minicik avokadonun üzerinde biraz ıspanak, poşe yumurta, az salata, ekmek. Ne lezzeti lezzet, ne de doyurucu. Ben evde sürekli poşe yumurta yapıyorum kahvaltıda. Yemin ediyorum benim hazırladığım buna bin basar. Yeşil duvarda yazan The Avocado Show yazısı ile foto çekilicem diye şu başıma gelene bakar mısınız 🙂 Daha bitmedi.. Ucuz da değil ki bu zıkkımlar. Yanına bir de kahve ile 20 Euroluk oluyorsun. İşin en vahim kısmına geliyorum. Nakit para geçmiyor! Ben de bu seyahatime nakit para ile çıkmıştım. Hadi bakalım AYVAYI YİYENZEY! Allahtan beraber oturduğum kızın kartı yanındaymış, parayı ona verdim o kartla ödedi.. O kadar saat sıra bekleyip, kazıklanıp aç kalktım.

Yukarıda coştum eleştirdim ama ben zaten buraya biraz bile bile gittim. Her halinden belliydi turist trap olduğu, yine de merak ettim. Boyumun ölçüsünü de aldım 🙂 Belki poke bowlları daha güzeldir. Mekana bir şey dediğim yok, ben biraz da kendimi eleştiriyorum. Siz de bilin, ona göre gidin. YOH BEN İNSTAYA KOYMALIK FOTO ÇEKECEM, İLLE DE GİDİP SAĞLIKLI BESLENECEM (AÇ KALACAM) DİYORSANIZ BUYRUN HODRİ MEYDAN 🙂

Mekan bir sürü şube açmış, namı almış yürümüş, sınırı geçip Belçika’ya İngiltere’ye ulaşmış. O yüzden hepten de harcamayalım 🙂

  • Poşe yumurtalı tabaklar: 13,95-19,95 Euro
  • Pankekler 12,95-13,95 Euro
  • Poke bowllar bu fiyatlardan biraz daha pahalı, ekmek üzeri açık sandviç kafası biraz daha ucuz 🙂

Websitesi: https://www.theavocadoshow.com/

ADRES: Keizersgracht 449, 1017 DK Amsterdam, Hollanda

KAHVE

Amsterdam‘da yaygın bir kahve kültürü var, evet. Ama nitelikli kahve konusunda bence asla bi Berlin bi Kopenhag da değil. Sanırım popüler coffeshoplar ve barların gölgesinde kalmış, insanlar kahveye gelene kadar üüüüü daa burda büssürü içecek şey var demiş olabilir 🙂 Hayal kırıklıklarım kalbimi acıtmasın diye onları annemin günlerinden topladığım desenli peçetelerime sarıyor, yoluma devam ediyorum 🙂 Size de şuracığa iki adet öneri bırakıyorum.

3-Scandinavian Embassy (Popi mekan, gitmeyen pişman 🙂 )

Tüm bloglarda önerilen mekana ben de gittim. Güzel mekan, beğendim. Bulunduğu semt –De Pijp– zaten çok keyifli; ben bu semtin sokaklarında gezerken evlerin giriş kısmındaki fayans işlemelerine bittim bittim. Gelelim konu mankenimiz Scandinavian Embassy‘imize. Herhangi bir kahve dükkanından bir farkı yok. Talep çok diye dışarıya bir banko atmışlar, önüne de bi apla koymuşlar, gelenleri o karşılıyor 🙂 İşin kötüsü burada da nakit geçmiyor! Ben cebimdeki yuroları harcayamayacak mıyım arkadaş 🙂 (An itibariyle (O AN HANGİ ANSA ARTIK 🙂 ) Euro 16 TL oldu, keşki harcamasaymışım 🙂 ) Camekandan bakıyorum, Kopenhag’dan sevdiğimiz Coffee Collective kahvelerini görüyorum, bi ferahlama geliyor. Gelgelelim ben espresso bazlı kahve söyledim, blendden yapmışlardır benim kahvemi, Coffee Collective’i kim kaybetmiş de biz bulalım 🙂

Amsterdam Mekanları – Scandinavian Embassy

Kahvem gayet leziz. Dışarıdaki masada yağmura rağmen keyifli yudumluyorum. Yanımdaki masada 3 Türk var. Yurtdışında yaşıyorlar bunlar da belli ki,  bi havalar bi bişeyler. Şöyle gözleri takılıyor bana ama bir şey demiyorlar, şu renkli çantaya zaten gözü takılmayan da yani ne bileyim 🙂 Fosforlu Cevriye gibi dolanıyorum 🙂

  • Kahveler 4-7 Euro bandında, açık ekmek :)))))) smorrebrodler 5,5-8,5 civarı, tatlılar 3-5 Euro gibisine 🙂 (bazen İngilizcesini yazıyorum ya yemin ediyorum özentilikten değil, tam karşılığı olmuyor gibi, ondan mütevellit 🙂

ADRES: Sarphatipark 34, 1072 PB Amsterdam, Hollanda

4-Bocca Coffee (Nitelikli kahve)

Şükürler olsun ki Amsterdam’dan dönmeden gönlüme göre nitelikli kahveci buldum. Nasıl oluyor o? Şöyle oluyor:

  • Güleryüzlü, yardımsever barista
  • Hoş ortam, dekorasyon incelikleri
  • Kahve çekirdeği satın alabilme potansiyeli
  • İyi kahve
  • Priz 🙂

Amsterdam Mekanları – Bocca Cafe

Bocca Coffee‘ye adımımı atar atmaz işte diyorum, burası doğru yer! Geniş ve ferah oturma alanı beni şaşırtıyor. Bir kısım var, orası bilgisayarı ile gelip çalışmak isteyenlere ayrılmış, orada oturanlardan ekstra ücret alınıyor. Belli ki tüm kahveleri güzel, filtre kahve içiyorum en tazesinden, mis. Şimdi hangi ülkenin kahvesini içtiğimi hatırlamıyorum ama muhtemelen Ethiopia idi. Çünkü bir de 250 gr’lık Ethiopia kahvesi satın alıyoyorum 8,75 Euro‘ya. Harika bir fiyat. Çünkü Kasım 2019’da 16,50 Euro’ya kahve çekirdeği satın almıştım Berlin’deki Five Elephant’tan.

Burada da nakit para geçmiyor, sadece kredi kartı ile ödeme yapabiliyorsunuz.

Kahveye meraklı iseniz buraya muhakkak gidin, seveceksiniz.

  • Kahveler 3-4 Euro civarı

ADRES: Kerkstraat 96H, 1017 GP Amsterdam, Hollanda

AĞZIMIZ TATLANSIN

İşime gelmeyince “Yeeeaa Amsterdam’da kahvaltı kültürü yok, yeeeaa Hollanda’da adam gibi tatlı yok.” diyor gibi olmayayım ama sahiden de biraz öyle gibi. Görüp göreceğiniz pudra şekerli elmalı tart ile çikolatalı cookie yahut tatlı pancakelerdir. Beklentinizi şöyle düşük bir yerlerde tuttuğunuzdan emin olduğumda anlatmaya başlayacağım 🙂

5-Van Stapele Koekmakerij (Dünyanın en lezzetli cookiesi)

İlk Amsterdam ziyaretimde pek araştırma yapamamıştım, dolayısıyla da pek çok güzel mekanı gözden kaçırmışım. Van Stapele de onlardan biri. Bu dünyalar güzeli kurabiyecinin önünden geçip durmuşum ama ne hikmetse dikkatimi çekmemiş. Çünkü en bi çok sevdiğim Cafe Hoppe ile bayıldığım Cafe de Zwart‘ın orta yerinde bir yerde! Lakin buradan kurabiye almak öyle her yiğidin harcı değil! Emek gerekiyor, sabır gerekiyor, dakiklik gerekiyor 🙂 Bi kere dükkanın günlük bi kurabiye limiti var, bitti mi bitiyor, KAPANIN ELİNDE KALIYOR 🙂 O yüzden erkenden kapıya dayanmak lazım, erkenden kapılarına dayanıyoruz.. DAYANAMIYORUZ, çünkü sıra var 🙂 Bir sıra hayal edin ki dükkanın önünden U çizip kanala kadar gidiyor, köprüyü de geçiyor karşı yola kadar giriyorsunuz 🙂 KANALLAR ÖTESİ COOKIE OPERASYONUNA HOŞ GELDİNİZ 🙂 Bitti mi bitmedi! Aradan yol geçtiği için kuyruk orada bi kopuyor, bunun da çaresini bulmuşlar, kuyruğun kopma noktalarına BİR TAKIM ABLALAR YERLEŞTİRMİŞLER 🙂 Bu ablaların elinde kumar pulu gibi bi pul var, siz kuyrukta ilerlemeyi hak ettiğinizde bu pulu size veriyor siz de onu karşıda bekleyen bir sonraki ablaya veriyorsunuz 🙂

Amsterdam Mekanları – Van Stapele

Şimdi burada dalga geçiyorum ama sistemi iyi kurmuşlar, arı gibi çalışıyorlar valla sistem de saat gibi tıkır tıkır çalışıyor 🙂 Vuslata ermemize az kaldı. Şimdi de kaç tane alacağım sorunsalı.. Tanesi 2 Euro, 6 tanesi 10 Euro. 2 tane alayım gideyim desen, ben onca kuyruğu boşuna mı bekledim? Hem bakarsın çok beğenirim, bir daha almak istesem de kuyrukta can veririm:) Bununla da bitmiyor. Karton kutuda mı alacağız yoksa zarif oval metal kutuda mı? Metal kutu için ekstra 5 Euro istiyorlar etti mi sana 15 Euro! Eski zamanlarda olsa gözünün yaşına bakmaz kutuyu alırdım ama mecburen bir ekonomi yapma refleksi gelişti artık bende, hayret bir şey ama kutuyu almadım. 6 tane aldım, ağzıma bile sürmedim hemen eve getirdim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü bu cookie’ye 4 dk fırın gösterdiğinde içindeki beyaz çikolatalar akışkan hale geliyor, bir kırıyorsun Niagara Şelalesi mübarek. Lezzetine gelecek olursak.. EFSANEĞĞĞĞ! Keşke bi 6 tane daha alsaymışım. İkisini yedik 4’ünü buzluğa attık. Buzlukta da 2 ay tazeliğini koruyor. Bizimki bir hafta içinde tükendi zaten bayatlamaya vakti olmadı 🙂 ŞOCUKLAR BUNU ALIN ALIN ALIN DİYORUM!

ADRES: Heisteeg 4, 1012 WC Amsterdam, Hollanda

6-Winkel 43 (Elmalı tart, nane çayı)

Bu öneri 2016 yılındaki seyahatimden ama önerimiz hala güncel, çünkü Avrupa’daki mekanlar bizdekiler gibi “tutunca kendini bozmuyor”. Hala aynı yerinde duruyor mekan. Gidenler hala elmalı tartına bayılıyor. Yanında şanti ile servis edilen elmalı tart ile kahve içebileceğiniz gibi taze nane çayı da deneyebilirsiniz. Ben bu defa elmalı tart nane çayı ritüelini Utrecht’teki Winkel van Sinkel’de yaptım. Hollanda sınırları içerisinde bir yerlerde bu dediğimi yapın 🙂 

Amsterdam Mekanları – Winkel 43

Winkel 43‘e giderken şehrin bir başka yakasını da tanımış oluyorsunuz vesileyle. Winkel 43‘ün hemen dibinde Noordermarkt denilen bir çeşit semt pazarı var, peynirler, meyveler bazen de eski eşyalar satılıyor. Açık olduğu günleri kontrol edip giderseniz bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz.. Ayrıca Amsterdam‘a gelenlerin muhakkak ziyaret ettiği -benim dışımda- Anne Frank Huis de bu sokağın sonunda. Yarım gününüzü buralarda geçirebilirsiniz; alın size gezili yemekli günlük öneri 🙂

https://noordermarkt-amsterdam.nl/

ADRES: Noordermarkt 43, 1015 NA Amsterdam, Hollanda

PATATESÇİ GELDİ HANIIMM!

7-Mannaken Pis Damrak (Meşhur patates kızartması)

Bazı mevzular var, tartışmalı mevzular. Bazı lezzetler var, herkes diyor ki bu benimdir en güzelini ben yaparım. Balkanlar cevapiyi hırpalıyor, baklavayı ise kimse rahat bırakmıyor. Şu patates kızartması da az çekmedi. Adı french fries, Belçika sahipleniyor ama en güzelini -bence- Hollanda yapıyor 🙂 İlk ziyaretimde başka bir yerde yemiştim bu defa en popüler nokta olan Mannaken Pis‘te denedim. Bu Mannaken Pis (İşeyen Çocuk) biliyorsunuz Brüksel’de mini bir heykel, oradaki patatesçinin adı, bu da Hollanda’daki temsilcisi. Ama bana sorarsanız Belçika’dan iyi kendisi. Şurada şöyle bir sıkıntımız daha var ki, bu mekanı da beğenmiyor her popi yer kulp takma derneği üyeleri. Efendim en leziz patates kızartması Vlaamse Frites’te yenilirmişti. 

Amsterdam Mekanları – Mannaken Pis Friet

Damrak‘taki şubeye bir akşam vakti sevgili Elgezenleryolda çifti rehberliğinde uğradım. Adını şimdi hatırlayamadığım küp soğanlı mayonez ile yer fıstığı sosunu önerdiler, öyle denedim. Küp soğanın güzelleştiremeyeceği ne var ki şu dünyada 🙂 Yer fıstığı sos biraz ağır geldi ama patates keyifliydi. 3 boy seçeneği ve pek çok sos alternatifi var. Elinizde külahla Amsterdam sokaklarını arşınlamanız farz oldu 🙂 Amsterdam mekanları na bir yenisini daha eklemiş olduk listemizde 🙂

ADRES: Damrak 41, 1012 LK Amsterdam, Hollanda

BUNLAR BENİM BEBEKLERİM!

Kimilerine göre diğer mekanlardan çok da farkı olmayan karşılıklı iki cafe, benim içinse anılar, özlem artık sen ne dersen de! Buralara mana yüklemişim bir kere! İmkan olsa da her sene aynı yerlere gidip bu ziyaret ritüelimi yerine getirebilsem. Çünkü dünyadaki en güzel şeylerden 24. sü bir mekanı bıraktığın gibi bulmak; malum bize Türkiye’de bu nasip olmuyor pek. Bir mekan öneriyorum, haftaya giden arkadaşım Ninü çok bozmuş burası diyebiliyor. O yüzden bu yazacaklarım benim kişisel deneyimlerimdir, coşar da översem fazla da beklentiyi yükseltmeyin 🙂

8-Cafe de Zwart (Yaz kış demeden dışarıdaki sandalyede oturup gelen geçen seyredilsin!)

Spui bölgesinin en gözde konumunda yan yana duran iki sevdiğim cafeden biri. Yaşlı amcaların takıldığı eski publardan. Zaten nerede emmiler, orada ben! Ruhum babaanne ise ben ne yapayım 🙂 Burada genelde Grolsch biraları var. Ben tam da “bokbier” mevsiminde gittiğim için bari onu deneyeyim dedim. 21 Ekim 21 Aralık tarihleri arasında üretilen bir çeşit sonbahar birası. Eskiden fıçının dibinde kalan o son biranın yoğun tadı ayrı bir bira kültürü oluşmasına sebebiyet vermiş. Ben Grolsch’un ve La Chouffe’un bokbier’ini denedim bu seyahatte. Mevsimini denk getirirseniz deneyebilirsiniz siz de.

Hatıralarımın bana verdiği yetkiye dayanarak peynir istedim. 5 sene evvel gittiğimde ikram ettikleri peyniri ve yanındaki arpacık soğanı turşusunu unutamamıştım çünkü. Ama yıllar Amsterdam’dan çok şeyler götürmüş 🙂 Amca peyniri getirdi ama haneme de bi 7 Euro yazdı sağolsun. Ciğerim dağlandı billahi. Ben de ne yapayım bitiremediğim peyniri karton bardağa koydum İstanbul’a getirdim. Omlet yaptık, içine koyduk afiyetle yedik 🙂 Yahu biz çok fakirleştik. Ne olacak bu halimiz.. Neyse burada bir uyarı yapayım. Avrupa’da bizim için basit gibi duran eşlikçiler çoğu zaman içtiğiniz şeyden pahalı olur. Çerez istersin, zar zor bi fıstık bulur, hanene iki bira parası yazar. Ya bizde alkol pahalı diye böyle oluyor, ya da onlara bu eşlikçiler fuzuli geliyor 🙂

Dış mekanda donup içeri kaçtım. Emmiler gazetesini okurken ben ısınmaya çalıştım bu tarihi mekanda. Bu mekanların 55 yaş üstü garsonlarına da hastayım. Bizimkiler morukladık artık diye kahvede okeye dönerken bu amcalar arı gibi çalışıyor valla, helal!

ADRES: Spuistraat 334, 1012 VX Amsterdam, Hollanda

9-Cafe Hoppe (Bitterballen)

Amsterdam mekanları bir harika dostum! 1670 yılında açılan bu tarihi bar benim Amsterdam‘da en çok sevdiğim mekan. Orijinal mobilyalarıyla eski bar, kibar ve işinin ehli çalışanlar, iyi bira ve bitterballen! Gerisi size kalıyor, sosyalleşmeyi seviyorsanız tam da yeri! Ama yaş ortalaması bir hayli yüksek 🙂 Benden 300-500 akmalı kopmalı mekan çıkmaz şocuklar, üzgünüm 🙂 Ben mesela son gidişimde minimum 70 yaşındaki bir Dutch ile tanıştım 🙂 Zamanında Türkiye’de çok iş yapmış, çok para kazanmış, o yüzden Türkleri çok seviyordu 🙂 Bitterballen siparişim gelene kadar kendininkinden ikram etti, benimki gelir gelmez hemen bir tane aldı içinden :))))))))))) Pintilikte bu amca gibi olun 🙂 Bitterballen yanında sarı renkli arpacık soğan turşusu, dilimlenmiş salatalık turşusu ve mayonezli bir sos geliyor. Bitterballen‘ı dondurulmuş kullanıyorlar, çok da övüyorum gibi olmasın. Ama bu tarz ürünleri iyi yapan yerler de hep bi şehrin dışında, uzaklarda oluyorlar, ben şöyle nefis bir bitterballen bulamadım henüz. Bu detayları bilip ona göre deneyin, bence iş görüyor 🙂

Amsterdam Mekanları – Cafe Hoppe

Küçük bardakta gelen Amstel’i içiniz, bardakları tokuşturunuz, o atmosferi soluyunuz; ısrarla tavsiyye olunur.

ADRES: Spui 18-20, 1012 XA Amsterdam, Hollanda

ESKİ PUBLARDAN KİM KALDI 🙂

10-Cafe Gollem Raamsteeg

Bu seyahatimde Hollanda’da yaşayan arkadaşlarımın önerilerine kulak vermekle ne iyi ettim. Bana pek güzel mekanlar önerdiler! Yine bir Begüm önerisi yine mutluluk 🙂 Eski pub kafasını çok seviyorum. Barın etrafında oturanlar, duvarda bira bardağı altlıkları, boş şişeler, onlarca bira! İster fıçı ister şişe. İster yerli, ister yabancı; geniş bir yelpaze. Fazla söyleyecek söz yok. Gidiniz, görünüz 🙂

ADRES: Raamsteeg 4, 1012 VZ Amsterdam, Hollanda

11-Cafe Belgique

Bu defa da bir Elgezenleryolda önerisi. Tam da Dam Meydanı’nın dibinde misminicik bir mekan. Dışarıdaki iki kırmızı tente ve kırmızı ışıkları ile dikkat çekiyor. İçerideki bir iki masadan birini kapabildiyseniz şanslısınız. Hava güzelse dışarıda takılmak da keyifli olabilir. Kwak bardağına meraklıysanız burada deneyebilirsiniz. Tek başına çok tadı çıkmayabilir, arkadaşlarla gitmek daha iyi gibi. Ama arkadaşlarınızla gitseniz bile o dar alan sizi yine de sosyalleşmeye itiyor 🙂 Biz mesela çantasında canavar maskesi taşıyan bi sıyrıkla tanışmak zorunda kaldık 🙂 Belki Halloween zamanıydı, ondan böyleydi, bilemiyorum 🙂 Yazın, dursun kenarda.

Elgezenleryolda + Ninü 🙂

ADRES: Gravenstraat 2, 1012 NM Amsterdam, Hollanda

12-Cafe Pleinzicht

Red Light District civarında benim gibi bir oyana bir bu yana sürüklenenleri buraya alalım 🙂 Bu sokak iyi hoş ama bana hitap eden bir aktivite yok doğrusu 🙂 Atmosferi solumak, renklerin tadını çıkartmak ve insanların ifadelerini gözlemlemek bir de ördeklerle sohbet etmek için gidiyorum buraya. İlk gidişimde öyle bi anlatmışlardı ki acaba dedim orası nasıl bir yer; sonra bir baktım bebek arabalarıyla geçiyor insanlar önümden, sakinlendim 🙂 Zaten Amsterdam‘ı böyle güzel yapan da gözümüzde büyüttüğümüz, tabulaştırdığımız şeyleri bize gayet sıradan, olağan bir durummuş gibi sunması. O haliyle kabul edince de sıradanlaşıyor, normalleşiyor. Güvenlik önlemleri zaten had safhada, geriye eğlenmek kalıyor.

Gelelim mekana. Köşedeki konumuyla geleni geçeni izlemenize imkan sunması dışında çok da farklı bir özelliği yok. Genelde maç seyredilen, arkadaşlarla takılınan bir pub. Gezerken yorulursanız burada soluklanabilirsiniz.

ADRES: Oudezijds Voorburgwal 75, 1012 EL Amsterdam, Hollanda

13-Cafe Gambrinus 

De Pijp semtinde dünyalar tatlısı bir cafe burası. Ben böyle üzeri sarmaşıklı köşe kafelerine bayılıyorum. Bu mekana da bilip duyduğumdan değil, görüp aşık olduğumdan gittim. Yağmurlu bir Amsterdam gününde -olaya biraz daha romantizm katalım 🙂 – elimde şemsiyemle daldım mekana. Pek sakindi, her zamanki gibi bara geçtim. Camdan da sokaktan geçenleri seyretmeye koyuldum. Bir yandan da gözüm sifonlarda, ne içsem ne içsem. O tatlı canımı neden üzeyim ki hemen barmenle diyalog kuruyor reyis bana yerel bi bişeyler ver diyorum. Asla öyle bir şekilde demiyorum, hödük müyüm ben 🙂 Ama yerel biralardan denediğim doğrudur 🙂 Kraft biranın askerleriyiz 🙂 Bir iki tane tadıyorum önden, karar kıldığımdan devam ediyorum. Tadımı baby bi Amstel bardağında yaptırıyor. Daha orada göz koyuyorum bardağa. Satar mısınız bunu bana diyorum, hediye ediyor sağolsun. Yanlış anlamayın, ben bunu hep yapıyorum, bardak koleksiyonuma katmak için satın alıyorum bardakları; bazı mekanlar ise hediye ediyor, durum budur 🙂 

Amsterdam Mekanları – Cafe Gambrinus

ADRES: Ferdinand Bolstraat 180, 1072 LV Amsterdam, Hollanda

YİNE İTLİK, SERSERİLİK, BİRACILIK 🙂

14-Bierfabriek Amsterdam 

Amsterdam mekanları listemizde görüp de göremeyeceğiniz büyüklükte, dev bir mekan burası, açıkçası, şaşırttı. Pırtık pırtık minnak cücük mekanlardan sonra 🙂 Ama rez şart oğlu şart, aksi taktirde kapıda kuyrukta bekleyenzey 🙂 O yüzden kalabalık arkadaş grubuyla gidilebilir, rahat rahat yayılabilirsiniz. Mekanda masalarda yer fıstıkları göreceksiniz, yerde de kabuklarını. Gelenek şu ki fıstıkları yiyip kabuklarını yerlere atıyorsunuz 🙂 Arkadaşımın içi el vermedi, masaya koydu çöplerini, adam geldi zorla yere attı 🙂 Bu olayı -fıstığı yiyip çöpünü yere atma mevzu- Kadıköy’deki Yer Fısıtığı da yapıyordu, artık kim kimden görmüş bilemem 🙂 İçinizdeki pasaklıyı serbest bırakmanız için size mis gibi bir fırsat 🙂 

Mekana özel birasıyla bira patates keyfi yapıyor, sohbete koyuluyoruz. Başka da bir şey istemeyiz şu fani dünyadan 🙂

ADRES: Nes 67, 1012 KD Amsterdam, Hollanda

15-Brouwerij ‘t I J (Yel değirmeni şeklindeki craft biracı)

En güzelini en sona sakladım. Yel değirmeni şeklinde bir biracı, bundan iyisini de artık bilemedim 🙂 Ortam mütüş mütüş! Yine yağmur, yine ıslandım ama bu defa bara geçtiğimde beni avutacak güzel biralar var! 5’li tadım menüsünü alıyorum, mis, afiyetle içiniz. Çeşit çeşit, kokla kokla iç, mesele içmek değil çünkü, bir yandan da tadımcıyız 🙂 Gelgelelim yine nakit geçmiyor, yav bu nakit para size ne etti, ne kusur işledi de kabul etmiyorsunuz 🙂 Hızır gibi imdadıma yetişiyorlar neyse ki, bi çocuk ödüyor benim için, ben nakit veriyorum ona. Yine dört ayağımın üzerine düşüyorum 🙂

Bu mekan tam bana göre, istediğim her şey var. Tadım menüsü 11 Euro. Buna değiyor. Bir kaç bardak altlığı alıp ayrılıyorum mekandan. Amsterdam‘ı da mekanlarını da seviyorum 🙂

ADRES: Funenkade 7, 1018 AL Amsterdam, Hollanda

BONUS: OLİEBOLLEN

Amsterdam mekanları na değindik ama şimdi size her mevsim bulunmayan ama denk gelirseniz denemenizi önereceğim bir lezzetle geldim. Oliebollen denilen bu lezzet aslında yağda kızarmış bir hamur. Hatta adı da “yağ çöreği”. Ve Kasım-Aralık aylarında geçici arabalar üzerinde belli başlı noktalarda, meydanlarda satılıyor. Sadesi olduğu gibi çeşitli kremalı örnekleri de var. Genelde içinde üzüm de oluyor. Ben mesela Bavyera kremalısını denedim, beğendim. Ayrıca üzerine pudra şekeri dökülerek yeniliyor. Bizden bir lezzete benzetmek gerekirse hamur kızartması, pişi tarzı bir lezzet. Hatta hamur kızartması, donut arasında bir şey olduğunu da söyleyebilirim. Ama bu Evropalılar hamurişlerinde bence bizden daha iyiler. Gürcüler de daha iyiler. Sanırım herkes bizden daha iyi 🙂 Hayret, herkes bizi kıskanıyordu normalde, bu böyle nasıl oldu ki 🙂

Oliebollen

Ben Leidsplein Meydanı‘ndakinden aldım, denedim. Güzeldi. Ama üzerine evini yapar mısın derseniz, yapmam. Evim de yok zaten. Bir evim bile yok, acele yuva aranıyor :p

Pek çok elementi tanıdık, pek çok elementi gördük. Amsterdam‘da deneyimlediğim mekanları sizlerle paylaştım. Daha bir sürü yer var elbet. Pek çok kişi tarafından önerilen yerler var. Kahvaltı için Omelegg, Burger için Lombardos, kahve için Coffee & Coconuts, pankek olayları için Mook Pancakes, et yemek için Cafe de Klos, kanal kenarı keyfi için Cafe de Jaren, İtalyan mutfağı için Pasta e Basta falan filan, bu liste uzar gider. Bir de haringciler var, ilk seyahatimde Stubbe’s Haring‘e gidip memnun kalmıştım. Bu defa fırsatım olsaydı Frens Haringhandel‘de deneyecektim, olmadı. Nasip değilmiş. Nasipte çiğ balık yiyememek de varmış 🙂 Beyinlerden yanık kablo kokusu çıkarttıysak tamamdır 🙂

Yine bize ayrılan sürenin sonuna, midelerde bizim için açılan yerin son lokmasına geldik. Gittiğimiz şehirlerin kültürüne yeme içme kanalıyla şahit olduk. Yemekle dünya biter mi? Bitmez! Ama ne denediysek yanımıza, damağımıza kar. 

Yeni seyahatlerde, farklı lezzetlerde buluşuncaya kadar, hoçça ğalın.

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Ninü.

 

Diğer yazılarıma da göz atın..

Amsterdam Yeme İçme İşleri

AMSTERDAM’IN GÖLGESİNDE BİR ŞEHİR: HAARLEM

AMSTERDAM GEZİ REHBERİ: EĞLENCEYE HAZIR MISINIZ?

GÜRCÜ MUTFAĞI VE TİFLİS YEME İÇME KÜLTÜRÜ ÜZERİNE: KİŞNİŞMİŞ DE MUŞ MUŞ MUŞ 🙂

SOFYA’DA NEREDE KAHVE İÇİLİR: NİTELİKLİYSEN GEL 🙂

24 SAATTE SARAYBOSNA NASIL GEZİLİR?

Belki bunlarla da ilgilenebilirsiniz

Yorum yok!

    Yorum Bırakın